KAMBOÇYA

KOH RONG NEDEN TÜRK ADASI OLARAK BİLİNİYOR?

Gelelim meşhuuur Türk Adası’nın perde arkasına. Adadaki otellerin, restoranların, kafelerin hemen hemen hepsini Türkler işletiyor. Adaya giden feribotların, lojistiğin, adadaki elektrik altyapısının sahibi bile Türk. Hal böyle olunca her yerde Türkçe konuşulan acayip bir yere gelmiş oluyorsunuz.
Ada hakkında bir araştırma yaptığınızda bilinciniz sizi, Türkler için CENNETmiş gibi gelen bir rüya ortamına sürüklüyor. İyi başlayıp kötü mü bitirelim, yoksa kötü başlayıp iyi mi bitirelim bilemedik. Ama şunu belirtmeliyiz ki kötü bir tecrübemiz olmasa da gözlemlerimizi pek de buradaki Türkler için CENNET olarak nitelendiremeyeceğiz. Burada zaman geçirdiğimiz süre içerisinde adadaki bazı Türklerin (hatta adanın baş karakterleri de dahil) yanında oturup konuştuk, bazılarına da kulak kabarttık. Adanın ‘Türk Adası’ olmasının hikayesini isim vermeden anlatacak olursak:
Yıllar önce buraya gelen ilk Türk B.Ö. :), bir Kamboçyalı ile evlenip bu adaya yerleşiyor. Tabi adada elektrik gibi temel imkanlar bile doğru düzgün yok. Bu bakir adada, ufak yatırımlarla başladığı girişimlerden o kadar verim elde ediyor ki, neredeyse adanın manevi sahibi oluyor. Onun arkasından adaya gelen Türkler, kimi yatırımcı kimi ise çalışan olarak yaşamını burada sürdürmeye başlıyor. Sonra tabi el değmemiş bir cennette girişimcilik+ortak iş+meşhur Türk hizmeti derken köşeyi dönenler oluyor. ‘Fırsatlar Adası’ diye zengin olma arzusu duyanlar, donanımına bakmaksızın adaya akın ediyor. Adada hiçbir altyapı yokken, her şeyi sıfırdan var edenler, yani ilk iş kuranlar, sonradan gelecek olanlara bunun bedelini yüklüyorlar. Yeni gelenlerin, bu cennet adada kısa yoldan zengin olma hayali, ödeyecekleri bu bedelin önüne geçiyor.
Umduğunu bulamayanlar, daha deneyimli girişimcilere paralarını kaptıranlar falan derken, ortak girişimler çatırdamaya, kısa zamanda pastadan büyük payı alma amacı ile Türkler kendi aralarında çekişmeye ve kavgalara başlıyor.

Kamboçya genelinde haberlere manşet oluyorlar:
https://english.cambodiadaily.com/news/turkish-hotel-owner-charged-over-stick-beating-in-sville-126764/
Konuştuğumuz abilerin ortak görüşü: Buraya kimse iş kurma, zengin olma ve girişimci kafasıyla gelmesin. O son gemi acı tecrübelerle kalktı gitti bu adadan.

Anlatılanlardan ve hayat hikayelerinden çıkardığımız sonuç ise şu oldu: Bu adada yerleşik 2 çeşit Türk tipi var. ‘Kar güdüsündeki işletmeciler’ ve ‘arayıştaki çalışanlar’. İşletmecilerin yanında yatacak yer ve yemek karşılığında köle gibi çalıştırılan, partilere, otellere, restoranlara müşteri getirerek komisyon alan dikiş tutturamamış, ama buraya gelmelerine anlamlar yüklemeye çalışıp kendini tüketmek ya da yeni bir başlangıç için arayış içinde güç toplamaya gelmiş insanlar.. Bakir doğa yaşamı, muhalif hayatı savunma ve az şeyle yetinme gibi saf duyguları hakkıyla hissedenlerin ciddi kararları ve amaçları gözlerinden ve davranışlarından okunsa da, bunu kılıf olarak kullanan, bir baltaya sap olamamışlıkla, çaresizlikle ve bunun için kılını bile kıpırdatmadan, sabah akşam içerek ve partileyerek sihirli değnek ve mucize eşliğinde hayatına yeni sayfa bekleyen insanlar maalesef çoğunlukta. Bu ada, hayatla ilgili beklentileri ve planları olan çalışanlara, umarız bir dönüm noktası oluşturur. Ha şu anektodu da paylaşmadan geçmeyelim: Police Beach’deki partiye, ‘sadece’ partiyi görüntüleyebilmek için gittiğimizde, plajın girişinde bilet soran ve kapıdaki fiyatın 12,5 USD olduğunu hatırlatan görevlilere, biletimizin olmadığını, sadece partiyi görüntülemek istediğimizi söylediğimizde ve sordukları ‘where are you from?’ sorusuna karşılık Türk olduğumuzu söylediğimizde ise, ‘o zaman size fiyat 15 USD’ deyip eğlenmelerinden, oradaki Türklerin ne kadar sevildiğini bir düşünün. 🙂
Türk girişimciler ve işletmecilerinin kendi aralarında çatışma ve çekişmeleri sonucunda, dünyanın en fırsatçı milleti Çinlilerin adanın gelecekteki sahipleri olacaklarını söyleyebiliriz. Türk işletmeciler durumdan memnun. İşletmecisinin Türk olduğu bir restoranda yemek yiyip, işletmecisi ile konuşurken kendimizi tutamayıp, Çinli eleştirisi yaptık. ‘Çinliler velinimet’ dedi. ‘Çünkü, adam bir masaya 15 kişi ile oturuyor, bahşişini de afili bırakıyor’ diye de devam etti. Sok San Beach tarafındaki köy ve plajlarda çoğu işletmenin Çin işletmesi olduğunu da görünce, yakında adanın adı “Türk Adası” değil, “Çin Adası” olarak anılmaya başlarsa hiç şaşırmayız. “Çinliler adayı tamamen işgal etmeden gidip, birkaç gün geçireyim diyorsanız” mutlaka görmelisiniz.
Açıkçası bizi, adanın Türk Adası olup olmaması ya da Türklerin yaşantısı ilgilendirmiyor. Videolarımızda da adanın Türklüğünden ziyade, güzelliklerini ön plana çıkarmamız bu yüzden. Zaten adadaki yerleşik Türklerin dileği de bu. Önemli olan, kendi adalarında azınlık gibi yaşayan yerel halkın yaşantısı ve turizmin bozamadığı saflıkları ve doğallıkları ile yaşamlarını sürdürmeleri. Zaten Koh Rong gezimizden arta kalanlar da bunlar. Yerel halk ile kilometrelerce uzunluktaki bembeyaz ve bomboş plajlar. (Bu potansiyeli görünce de insanın burada iş kurası gelmiyor değil :))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir